“Grenfell Tower Yangını” Türkiye’de yaşansaydı ne olurdu ?

Londra’daki Grenfell Tower yangını, ülkemizdeki mevcut yangın güvenlik mevzuatının ve alınan önlemlerin konuyla ilgili olanlar tarafından sorgulanmasına neden oldu. Konu üzerinde asıl düşünmesi gereken yetkililerin herhangi bir sorgulamaya gidip gitmediğini bilmemekle birlikte, geçmişte atılmış adımlara bakarak yönetmeliklerde bir değişikliğe gidileceğine dair bir umut beslemek oldukça zor. Yazar ise “Yangın Türkiye’de yaşansaydı, ne olurdu?” sorusunun cevabını arıyor.

  • GRENFELL TOWER TÜRKİYE’DE OLSAYDI?

Yüzyıl başında betonarme kullanımı özellikle modern evin oluşumunda birçok mekânsal özelliğin ortaya çıkmasını sağladığı gibi, özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’daki mesken sorununa çözüm olarak modüler tasarım ve hızlı üretim olanakları ile çok katlı sosyal konut kavramını şekillendiren bir öge olmuştu.

İngiltere gibi modernist etkilere daha muhafazakar tepkiler gösteren bir ülkede bile savaş sonrası artan nüfus ve kentleşmeye bağlı ihtiyaçlar birçok yüksek katlı betonarme bloğun üretilmesine imkan verdi. Bu kapsamda Londra’da 1967’de Carradale House, 1966’da Center Point London, 1968’de Balfron Tower gibi mimarlık tarihine geçen birçok betonarme yapı üretildi.

Bu süreçte 1967 yılında Londra’nın batısındaki Kuzey Kensington bölgesinde çok katlı bir sosyal konut projesi olarak tasarlanan Grenfell Tower da 1974 yılında inşası tamamlanarak kullanıma açıldı. İngiltere’deki birçok diğer savaş sonrası yapı gibi bu yapı için de modern mimarlık ve modern mühendislik işbirliğinin simgesel bir anıtı olarak brüt beton tercih edildi. Ancak brütalizmin birçok örneği gibi bu yapı da 50 yılı geçen kullanım süresinde yıprandı.

Özellikle brüt beton yapılarda görülen yüzey bozulmaları yapının gözden düşmesinde etkili olmuş olsa gerek ki yapının renovasyonu gündeme geldiğinde birçok şey göz ardı edilirken brüt beton cephesinin yenilenmesi önplana çıktı. Fakat brüt beton yapıların hasarları, oluşan bozulmalarının niteliğine göre doğru tekniklerle ve yapının tasarımsal bütünlüğüne duyulması gereken özenle onarılmasını gerektirirken yatırımcı firma mevcut yapının ne tektonik ne de estetik niteliklerini göz önüne almayan bir çözümle olayı ele aldı ve yapıyı alüminyum panellerle kapladı.

Grenfell Tower yangınının dikkati çeken en önemli noktalarından biri yangının bölgede yaşanan sosyo-kültürel ayrışmayı acı bir şekilde gözler önüne sermesi olmuştur. Yapının yoğun talep gören kentin kıymetli bir bölgesinde yer alırken çok katlı sosyal konut olarak kullanılan yapıdaki sakinlerin kentin oluşturulmaya çalışılan “elit” yüzüyle (Resim 6) tamamen tezat bir yaşantıya sahip dar gelirli insanlardan ve burada kaçak olarak yaşayan mültecilerden oluşması bu ayrışmanın bir göstergesidir.

Bölgedeki zengin ve fakir nüfusun dağılımı da bunu destekler niteliktedir.  Ayrışmayı kamufle edebilmek adına yapının inşa edildiği dönemde sosyal konutlarda oldukça sık kullanılan brüt beton cephe, alüminyum dış cephe kaplamasıyla gizlenmiş ve böylece yapı şehrin “elit” yüzüne dahil edilmiştir. Grenfell sakinleri içinde yaşadıkları mekân açısından diğer bölge halkıyla oldukça iç içe bir yaşam sürerken bu iki zıt kutup sosyal anlamda birbirlerinden bir o kadar da uzak kalmışlardır.



Her ne kadar yapının yangın riskine karşı zafiyetleri yapı sakinleri tarafından yapının işletilmesinden sorumlu olan özel şirkete belgelendirilerek bildirilse de, şikayetler hep o kamuflajın arkasında kalmıştır. Öyle ki yüksek maliyetli olduğu öne sürülerek springler sistem kurulmadığı gibi, yangının kısa sürede tüm binayı sarmasına neden olan alüminyum cephe kaplamasında da düşük kalitedeki ucuz malzeme tercih edilmiştir. Kent dokusu yaşayan bir organizmadır. Bu organizmanın zamanla farklı yönlerde gelişmesi, büyümesi bazense daralması çok olağan bir durumdur. Burada olağan olmayan şey bu gelişme ve büyüme yaşanırken o dokunun sahip olduğu özün göz arda edilmesidir.

Kuzey Kensington’da yaşanan trajedi ardından yapılan araştırmalar göstermektedir ki Grenfell Tower kamufle edilen ilk sosyal konut değildir. Zengin kent dokusu yaratma çabası ile mevcut yapı arasındaki kavganın neticesinde Grenfell ve benzeri binalar bu kavgayı kaybetmiş ve kentin yeni yüzüne, üzerine geçirilen bir kılıfla teslim olmuştur. Böylelikle bir zamanlar o bölgenin özünü oluşturan sosyal konut gerçeği ve içinde barındırdığı insanlar da yok sayılmıştır. Kuzey Kensington’da kentin yüzüne yansıyan bu ayrışmanın benzer ya da farklı şekillerde ülkemizde de yaşandığını söylemek kaçınılmazdır. Zira yaşanan sosyal trajedi aslında özellikle büyük şehirlerde hiç de yabancı olmadığımız bir sorun olarak kendini göstermektedir.

Günümüzde rant bölgelerinde yer alan mevcut dokunun, oluşturulması hedeflenen “elit” dokuyla yaşayacağı kan uyuşmazlığını ortadan kaldırmak adına yatırımcılar için en önemli araç kentsel dönüşüm olmuştur. Sulukule örneğinde olduğu gibi Sulukule dokusunun türlü vaatlerle adeta bir neşterle kesilerek çıkarılması ve kentin çeperine yama edilmeye çalışılması, açılan boşluğa elit tabakanın zerk edilmesi ülkemizde yaşanan sosyo kültürel ayrışmanın yakın zamanlı bir örneğidir.

Modern kentlinin mevcutla savaşı giderek kuralsız bir hal almaya başlamış ve mevcut yapılar hep kaybeden taraf olmaya mahkum olmuştur. Geleneksel mimarinin ilk örneklerinde dahi gördüğümüz mevcut yapıya karşı saygı tavrı, yerini mevcut yapıları adeta sorun odağı olarak gören bir zihniyete bırakmıştır.

Kaynak: Mimarlık Dergisi

Sayı: 397 , Eylül/Ekim 2017

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.